HATTAT AHMET DEMİR'İN
WEB SİTESİ



 
Hattat Ahmet Demir
Eserleri
Hat Sanatı Hakkında
Sergilerden
Duyurular
Ders almak için
İletişim
Linkler
www.tarihkultur.org

www.hat-tezhib.com

www.biriz.biz/hat/

www.osmanli.org.tr

www.osmanlisanati.com

http://turk.ch/kultur/

http://www.antikas.com

http://www.islamisanat.net/


 

Hat Sanatı Cismani Aletlerle Zuhur Ettirilen Ruhani Bir Hendesedir

www.HattatAhmetDemir.com





HAT SANATI

 ve MALZEMELERİ


 

HÜSN-İ HAT VE TARİHÇESİ

Arapça ‘hatt’ mastarından türeyen ve “yazı, çizgi; çığır, yol” manalarına gelen “hat” kelimesi terim olarak “Arap yazısını estetik ölçülere bağlı kalıp güzel bir şekilde yazma sanatı (Hüsn-i Hat)” anlamında kullanılmıştır. Kaynaklarda genellikle “cismani aletlerle meydana getirilen ruhani bir hendesedir” şeklinde tarif edilen hat sanatı, bu tarife uygun bir estetik anlayış çerçevesinde yüzyıllar boyunca gelişerek süregelmiştir.

Batıda Hüsni Hat (güzel yazı) karşılığında, calligraphy (kaligrafi) kelimesi kullanılmaktadır. Ansiklopediler, calligraphy sözcüğünü “güzel yazma” genellikle estetik kurallara bağlı kalarak ölçülü yazma sanatı şeklinde tanımlamaktadır. Önce Araplar tarafından  kullanıldığından Arap yazısı adıyla anılan hat, hicretten birkaç asır sonra İslam Ümetinin ortak değeri haline gelmiş ve İslam hattı vasfını kazanmıştır. İslamiyetten önceki asırlara ait   Arapça kitabeler üzerinde yapılan araştırmalar, Arap yazı sisteminin aslen Fenike yazısına bağlanan bitişik nebat yazısının devamı olduğunu ortaya koymuştur. Mekke ve Mediine’ye yayılmadan ve yayıldıktan sonra çeşitli adlar alan Arap yazısı önce Cezm adıyla anılmaya başladı. Medine’de “medeni”ismini alan yazı zamanla iki üsluba ayrıldı. Dikey harfleri uzun ve sağdan sola meyilli olana mâil, yatay harfleri fazlaca uzatılana meşk adı verildi. Hz. Ali’nin Kufe’yi merkez yapmasından sonra burada büyük bir gelişme gösterdi. Ve Kufi adını kazandı. Bu tarihten sonra kûfî sözü genel bir anlam kazanarak İslamiyetin doğuşundan Abbasiler devrine kadar Mekki, Medeni gibi isimler alan yazıların yerine de kullanıldı. Kufi’nin kullanılması Abbasiler zamanında 150 yıl sürdü. Abbasilerin, Bağdatlı meşhur veziri ve hattatı olan İbn-i Mukle (Ö. 940) sahip olduğu geometri bilgisi sayesinde yazının ana ölçülerini tespit eden bir sistem ortaya koyma muvaffak oldu. Harflerin güzelliği için nokta, elif ve daireyi standart bir ölçü olarak kabul etti. Bu ölçüler dahilinde muhakkak, reyhani, sülüs, nesih, tevkî, ve rikâ adında 6 çeşit yazının usül ve kaidelerini ortaya koydu. Bunların tamamına da aklam-ı site denildi. Bu 6 çeşit yazı bir asır sonra yine Bağdat’ta yetişen Arap asıllı Hattat Ali Bin Hilal  (Ö.1032)’in eliyle inkişaf etti. Gelişme yolunda her geçen gün biraz daha ilerleyen yazı 200 sene sonra Abbasi Halifesi Yakut El Musta’sımi’nin (Ö.1298) gayretiyle daha belirgin kaidelerle güzelleşti.

Abbasilerin 1258 yılında tarih sahnesinden silinmesinden sonra yazıda üstünlük Türk ve İranlı hattatların eline geçti. İranlı hattatlar aklam-ı siteyi kendi anlayışlarına göre yazdılarsa da Yakut’un üslubundan ayrılmadılar. Osmanlı Türkleri ise hat sanatında erişilmesi mümkün olmayan üstün bir ekol kurdular. 16. yy’da Osmanlı Türk hattatlarının babası sayılan Şeyh Abdullah aklam-ı siteye o zamana değin ulaşılamayan bir güzellik ve olgunluk getirdi. Şeyh Hamdullah (Ö. 1520) devrinde aklam-ı siteden sülüs ve nesih Türk zevkine çok uygun geldiği için süratle yayıldı ve musaf yazımında sadece nesih hattı kullanılmaya başlandı. Şeyh Hamdullah’tan sonra yetişenler onun gibi yazma gayretiyle hareket ettiklerinden hattatların başarısı, “Şeyh gibi yazdı” veya “Şeyh’i sani” sözleriyle anılır oldu. Bu durum 150 yılı aşkın bir süre devam etti.

17 yüzyılın 2. yarısında Hafıs Osman, (Ö. 1698) Şeyh Hamdullah’ın üslubunu bir elemeye tabi tutarak kendine has bir hat üslubu ortaya koydu. Hafız Osman’ın hat sanatında açtığı çığır bütün haşmetiyle sürüp giderken bir asır sonra İsmail Zühtü  (Ö. 1806) ve kardeşi Mustafa Rakım (Ö. 1826) onun yazılarından ilham alarak kendi şivelerini oluşturdular. Mustafa Rakım, sülüs ve nesih yazılarında olduğu gibi celi sülüste de gerek istif mükemmeliyetiyle bütün hat üsluplarının zirvesine çıktı. Ve Hafız Osman Üslubunu sülüsten celi’ye aktarmayı başardı. Rakım2dan sonra gelen celi üstadı Sami Efendi (Ö. 1912) ve İsmail Zühtü’nün Sülüs harflerini Celi’ye tatbik ederek Rakım yoluna yeni bir şive verdi.

İstanbul, Türkler tarafından fethedildikten sonra hat sanatının ölümsüz merkezi olmuştur. Bütün İslam dünyasında tartışmasız kabul edilen bu gerçek en güzel biçimde şu sözlerle ifadesini bulmuştur: “Kur’an-ı Kerim Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.” Bütün İslam alemi hat sanatını öğrenebilmek için İstanbul’a koşmuştur. Ekol olmuş Türk Hattatlarından bazıları şunlardır: Şeyh Hamdullah, Ahmet Karahisari, Hafız Osman, Mustafa Rakım, Mahmut Celalettin Efendi, Şevki Efendi, Mustafa İzzet Efendi.

 

HÜSNÜ HATTIN KULLANILDIĞI YERLER:

-KİTAPLAR

-KIT’A TARZI YAZILAR

-MURAKKA

-LEVHALAR

-HİLYE-İ ŞERİFELER

-CAMİ YAZILARI

-KİTABELER

-TUĞRALAR

HAT MALZEMELERİ

Makaslar

Kalem Tıraşlar

Maktalar

Kuburlar

Kelamdan

hat kalemleri...

Designed by: Ömür Öztürk (05557019746)